Aşık olunca seks daha mı zevklidir ?
Cinsel birliktelik kaçamak ilişkilerde mi yoksa uzun vadeli aşk ilişkilerinde mi daha zevkli ?
Bazıları seks için uzun süredir ilişki yaşadığı partnerini tercih ederken bazıları uzun ilişkinin cinsel hayatı sıkıcı hale getirdiğini düşünüyor. Psikoterapist Paula Hall bu duruma açıklık getiriyor.
Kaçamak Seks:
Kaçamak bir sevişmede karşınızdaki kişiye karşı sorumluluğunuz yoktur. Ancak bu sorumluluk duygusunun tamamen yoksunluğu anlamına gelmez. Sıradan karşılaşmalarda anı yaşamak size daha zevkli gelir. Partnerinizin ne düşündüğü konusuna takılmadan yaşadığınız anın tadını çıkarırsınız. Bir ilişkide duygusal komplikasyonlar olmadığında, fiziksel tatmine daha rahat odaklanabilirsiniz.
Bir Yabancıyla Seks:
Birçok insan için tanımadığı biriyle beraber olmak daha rahattır. Bunu daha gizemli bulurlar ve hele ki o kişiyle bir daha karşılaşma şansları yoksa engellemeleri bir kenara bırakıp daha özgür hareket edebilirler. Bu, yatakta yeni bir kimlik kazanma ve küçük bir reddedilme korkusuyla en gizli fantazileri uygulama olanağı sağlar.
Riskler:
Kaçamak seks hayatı aslında oldukça risklidir. Kaçamak sekste yaramazlık yapma ve yasak elmayı tatma duygusu hakimdir. Bazı insanlar partnerlerine sınır tanımayan imajı sergilemek için, kaçamak seks mekanı olarak umumi yerleri bilinçli olarak tercih ederler.
Kaçamak Seks Neden Çekici Geliyor ?
• Psikolojik Nedenler: Çocukluk ve ergenlik döneminde kaçamak seksin yanlış olduğu mesajı verilmişse, yetişkinlikte bu kişiye daha çekici gelebilir. Başkalarının deneyimleriyle bu konuda artık yetişkin kendini daha rahat hisseder ve denemek ister.
• Fiziksel Nedenler: Risk aldığımızda veya yaptığımız şeyden korktuğumuzda sinir sistemimiz uyarılır. Nefes alışımız hızlanır, kalp atışımız, tansiyonumuz ve adrenalin seviyemiz yükselir. Bu durumda cinsel uyaranlara vücudumuz daha hızlı yanıt verir.
Aşık Olduğumuzda Cinsel İlişkiyi Nasıl Algılıyoruz ?
İtalyan bilim adamları, aşık olanların biyokimyasal durumlarıyla, obsesif kompulsif bozukluğu olanların durumu arasında benzerlikler keşfetmiştir. Çiftlerin birbirlerini özlemeleri ve en gizli sırlarını öğrenmeleri karşı konulmaz bir durum. Birbirlerine her an ve her durumda yakın olma gayreti içindedirler. Bu dönemde cinsel ilişki çok heyecan verici olabilir. Hele ki aşık olduğumuzda seks konusunda daha farklı hissetmeye başlarız. Fiziksel ve duygusal anlamda kendimizi karşımızdakine sunarız. Sadece cinsel olarak değil, duygusal anlamda da tam anlamıyla tatmin oluruz.
Uzun Vadeli Bir İlişkide Seks:
İtalyan bilim adamları, ilişkiden 6 ila 18 ay sonra beynin normale döndüğünü söylüyor. Artık ilişkiyle beraber seks hayatı da olgunlaşır ve reddedilme korkusunun yerini güven duygusu alır.
Aşık Olunca Seks Daha mı Zevklidir ?
Seks, aşık olsanız da olmasanız da ilişkinin her aşamasında heyecan verici olabilir. Ancak aşıkken sevişmek, birlikte olgunlaşma ve harika birer sevgiliye dönüşme olanağı sağlar.
Özetle;
• Kaçamak sekste, risk, gizem ve fiziksel tatmine,
• Aşkın ilk döneminde, özlem, ortak duygular, sevgi, aşk, fiziksel ve duygusal tatmine,
• Uzun vadeli ilişkide, bilgi, güven, tecrübe, derin bir duygusal ve fiziksel tatmine odaklanıyoruz.
LEYDİTURK ÖZEL / Gonca Erkmen
Kaynak: LeydiTürk
Erkeğin cinsel özgüveninin en önemli unsuru partnerini cinsel açıdan memnun edebilmek…
Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 12 ülkede yapılan bir araştırmaya göre, erkeklerin yüzde 84’ü, kadınların yüzde 74’ü erkeğin cinsel özgüveninin en önemli unsurunun partnerini cinsel açıdan memnun edebilmesi olduğunu düşünüyor.
Avrupa Cinsel Özgüven Anketi’nin sonuçlarına göre, Türkiye’de yetişkinlerin yüzde 97’si iyi bir cinsel yaşam için erkeğin “cinsel açıdan özgüvenli olması” , yüzde 93 ise sert bir ereksiyon gerçekleştirip sürdürmesi gerektiğine inanıyor.
Türk erkeklerinin sert ereksiyon arzusu, Avrupa Birliği (AB) ortalamasının üstünde. Her 10 Türk erkeğinden 8’i daha sert ereksiyon, dolasıyla cinsel yaşamlarını geliştirmek arzusunda. Bu rakam, yüzde 58 olan AB ortalamasından daha fazla. Her 5 Türk kadınından 3’ü cinsel yaşamlarının gelişmesi için partnerlerinin sürekli daha sert ereksiyonlar yaşaması gerektiğine inanıyor. Bu oran da yüzde 36 olan Avrupa ortalamasının üzerinde.
Pfizer firmasının yaptığı Avrupa Cinsel Özgüven Araştırması için Belçika, Danimarka, Fransa, Finlandiya, Almanya, İtalya, Hollanda, İspanya, İsveç, Romanya, Türkiye ve İngiltere’den, 25-64 yaşları arasındaki erkek ve kadınlarla görüşüldü. Ereksiyon sertliğiyle cinsel özgüven arasındaki ilişkiyi soruşturan araştırma kapsamında Türkiye’den de 502 kadın ve erkekle konuşuldu.
Araştırmaya göre, erkeklerin yüzde 79’u erkeğin cinsel özgüveninin en önemli unsurunun partnerini cinsel açıdan memnun edebilmesi olduğuna inanıyor. Kadınlar erkeklerin bu kaygısının farkında. Her beş kadından üçü partnerlerinin cinsel yaşamlarını geliştirmek için daha sert ereksiyonlar yaşamak istediklerini düşünüyor. Türkiye’de bu oran yüzde 36 olan Avrupa ortalamasından belirgin oranda daha yüksek.
HER 5 KADINDAN ÜÇÜ DAHA SERT EREKSİYON İSTİYOR
Her beş kadından üçü ise, partnerlerinin cinsel yaşamlarını geliştirmek için daha sert ereksiyonlar yaşamak istediklerini düşünüyor. Türkiye’de bu oranın, yüzde 36 olan Avrupa ortalamasından çok daha yüksek olması dikkat çekiyor
CİNSEL HAYATTAKİ BAŞARISIZLIK YATAKLA SINIRLI KALMIYOR…
Ankete katılan her 5 kişiden 4’ü yetersiz sertlikte ereksiyon sonucunda cinsel özgüven eksikliğinin erkeğin yaşamının cinsel olmayan yönlerinde de olumsuz etkisi olabileceğini kabul ediyor. Bu erkeğin genel özgüvenini ve kendine olan saygısını etkileyerek, yaşamında genel bir özgüven kaybına yol açıyor.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Önder Yaman Prof. Dr. Önder Yaman; “Erkeklerin mümkün olan en sert ereksiyonu elde etmelerine yardımcı olmak için sertleşme probleminin tedavi edilmesiyle cinsel yaşamlarından daha çok tatmin olduklarını biliyoruz. Bu anketin gösterdiği gibi, erkekler optimal ereksiyon sertliğini elde ettiklerinde cinsel açıdan daha özgüvenli olabiliyorlar ve bu da hem partnerlerini memnun etme becerilerini, hem de kendi özsaygılarını ve genel sağlıklarını arttırıyor” dedi.
TÜRKİYE SERTLEŞME SORUNUNU TANIMIYOR!
Anket sonuçlarına göre, çoğu kimse sertleşme sorununun, bir diğer adıyla erektil disfonksiyonun (ED) tamamen iktidarsız olmak anlamına geldiğini sanıyor ve Türkiye’de yetişkinlerin üçte ikisi sertleşme probleminin doğru tanımını bilmiyor. Bu oran, Avrupa ortalamasının (yüzde 33) iki katı.
Çoğu erkek sertleşme sorununun ya da ED’nin, tamamen iktidarsız olmak anlamına geldiğini düşünse de, bu hatalı bir bilgi. Sertleşme sorunu, tatmin edici bir cinsel ilişki için yeterli ereksiyona ulaşamama/sürdürememe anlamı taşıyor. Ayrıca Türk erkeklerinin yüzde 50’si ED’nin yalnızca psikolojik olduğunu düşünüyor ve ancak dörtte birinden daha azı, tedavinin ED’li erkeklerin normal bir yaşam sürmesine olanak verdiğini kabul ediyor.
Prof. Dr. Yaman ayrıca; “Anket genel olarak, seks deneyimlerinden tatmin olmayan kişilerin ve sertleşme sorunu yaşayanların bir sağlık uzmanına başvurması gerektiğine işaret ediyor. Sertleşme sorununa yönelik, erkeğin daha sert ereksiyon yaşamasına ve aynı zamanda cinsel özgüveninizi yeniden kazanmanıza yardımcı olacak tedaviler bulunmaktadır” dedi.
Hürriyet
365 günlük cinsel yaşam formülü bebek için!
Bebek sahibi olmak isteyen çiftler için 365 günlük cinsel ilişki programı..
Adana’da ‘Mutlu Yaşam Üroloji, Psikiyatri ve Cinsel İşlev Bozuklukları Merkezi’nin kurucusu Ürolog Dr. Hakan Güzel, tüp bebek tedavisi uygulayan doğum uzmanlarının sperm sayısını artırabilmek için erkeklere cinsel ilişkiden uzak durmalarını tavsiye ettiğini; oysa son araştırmalarda her gün cinsel ilişkiye girilmesi halinde sperm kalitelisinin yüzde 12 oranında arttığının ortaya çıktığını söyledi.
Avustralya’nın Sdney kentindeki özel bir tüp bebek kliniğinde yapılan araştırmalarda bebek isteyen 118 erkeğin 1 hafta süresince her gün cinsel ilişkiye girdiğini anlatan Dr. Hakan Güzel, “Bu erkeklerden 81′inin hasarlı sperm miktarında yüzde 12 oranında azalma olduğu gözlendi. Sperm kalitesi, sigara ve alkolden uzak durulması, egzersiz yapılması ve daha fazla antioksidan alımı halinde de artabiliyor” dedi. Spermin vücuttan hızlı atılmasının DNA hasarını azalttığını ve kalitesini arttırdığını anlatan Dr. Güzel, “Sperm vücutta ne kadar uzun süre kalırsa, hasara uğrama olasılığı da o kadar artıyor. Biz de bebek isteyen erkeklere eşleriyle çok sık cinsel ilişkiye girmelerini öneriyoruz. Yaşı ilerlemiş erkeklerin bazıları biraz endişeli yaklaşırken, gençlerin bu tavsiyeden gayet mutlu olduğunu gözlüyoruz” diye konuştu.
Cinsel işlev bozukluklarına da değinen Dr. Güzel, içinde 3 bin 885 toksik madde ve 44 zehir bulunan sigara dumanının cinsel işlev bozukluklarının baş sorumlusu olduğunu kaydetti. Sigara içen 40 yaş üzeri erkeklerin yüzde 69′unda cinsel organlarında sertleşme bozukluğu görüldüğünü, Türkiye’de 6.5 milyon erkeğin cinsel sorun ile karşılaştığını belirten Dr. Güzel, şunları söyledi:
“Cinsellik tamamen sinir hücreleri ile bağlantılıdır. İçilen her sigara, doğrudan ve öncelikle sinirleri etkiler ve sinir hücrelerini aşındırır. Bu nedenle sigara tiryakisinin cinsel aktivitesi çabuk azalır, iktidarsızlık baş gösterir. Sigara, alkol ve uyuşturucu maddelerle ilişkisi olmayan sağlıklı bir erkek 70-80 yaşına kadar cinselliği yaşarken, sigara tiryakisinin 50 yaşından sonra cinsel aktivitesi azalır veya tükeniyor. Sigara sperm sayısını azaltıp, kalitesini de düşürerek kısırlığı yol açıyor.”
Source: Leyditurk
Genellikle evli kadınlar bekar hayatlarına oranla yatakta daha mutlu olduklarını söylüyorlar. Çünkü evli olan kadınlar kendilerini eşleriyle daha güvenli hissediyor. Evlilikle birlikte kadınların seks hayatı daha çok canlanıyor ve zevke dönüşüyor. Evli kadınlar seksi daha ciddi olarak görüyorlar. Bekar kadınlar seks hakkında konuşup eğlenebiliyorlar. Evli kadınlar ise kocalarını hayatını birlikte geçireceği adam olarak gördüğü için bu konu hakkında konuşmuyor. Evli kadınlar bekar kadınlara göre sekste sınır tanımıyor ve daha cesur davranıyorlar. Kadınlar bekarken yaşadığı ilişkilerinden sonra evlendiklerinde ki ilişkilerinde daha mutlu ve rahat olduklarını belirtiyorlar. Çünkü kendi evi ve yatak odasında duyduğu güven ve huzur sekste daha rahat ve mutlu olmalarını sağlıyor.
Adet dönemindeyken seks yapılıp yapılamayacağı tamamen koşullara,kişilere ve kişilerin inançlarına göre değişir.
Adet sırasında kadının prezervatifle seks yapmasında tıbbi ve bedensel açıdan,kadın içinde erkek içinde bir sakıncası yoktur.Fakat prezervatifsiz cinsel ilişki kurulursa kadın ve ya erkeğin mikrop kapma riski oluşabilir.Nadir bir durumda olsa adet döneminde hamile kalma olasılığı olabilir,bunuda göz ardı etmemek gerekir.
Cinsellik kişilerin hem bedensel hem de beyinsel özgürlüğüdür. Bu yüzden kişi kendisi için bu dönemde cinsel ilişki tıbben yasaklanmamışsa, inançlarına ,ahlaki değerlerine,durumuna göre yaşayıp yaşamamak istediğine kendisi karar verir. Adet kanaması sırasında cinsel ilişkinin prezervatif kullanmak şartı ile tıbben bir sakıncası yoktur.Bu yüzden karar tamamen kişiye kalmıştır.
Kadınlar kendilerini bu dönemde çekici bulmazlar ve bu durumdan dolayı kendilerini rahatsız hissederler.Erkeklerin de böyle düşündüğünü zannederler.Oysa bu durumu itici bulan erkekler kadar bundan rahatsız olmayan,kadının adet döneminde de onu arzulayan bir çok erkek vardır.
Adet dönemi doğanın kadınlara vermiş olduğu üstün bir yetenektir.Bu çok doğal bir süreçtir,bu dönemde kendinizi pis ve itici görmenize gerek bir durum yoktur.Siz üretkensiniz ve size sunulan bu üstün yeteneğe ve kendinize her zaman saygı duymalısınız.
Adet sırasında cinsel ilişki çoğu kişi tarafından yaşanmaktadır.Genel de kadınlar adet döneminde cinsel istek artışı görürler.Kimileri bu nu yaşarlar, kimileri de duygularını bastırırlar.
Yani bu kararı vermek tamamen size kalmıştır.
Çiftler arasındaki ilişkilerde meydana gelen ve cinselliğin tahrip gücü yüksek duygular vardır.
Bu duyguların analizine geçmeden önce cinsel sorunların oluşumunda çevre ve etkileşimin rolüne kısaca değinelim. Ne kadar içe dönük hatta asosyal birisi olsak bile yine de bizi kuşatan bir çevre içinde yaşarız. Psikolojik sorunların genel olarak kişi ile içinde yaşadığı çevre arasındaki karşılıklı etkileşimin bir ürünü olduğu söylenebilir. Dolayısıyla bu tür sorunlara çözüm aranırken birey kadar çevresini ve birey-çevre etkileşimini de hesaba katmak gerekmektedir. Burada çevre kavramını biraz açmamız uygun olabilir.
Bireyin en yakınlarından şu veya bu düzeyde etkileşimde bulunduğu tüm insanlar, kültürel ve sosyal doku hatta ekolojik yapı bu çevrenin unsurlarıdır. Cinsel sorunlar da diğer psikolojik sorunlar gibi kişinin kendi içinde ürettiği ve kendi başına yaşadığı sorunlar olmaktan çok çevre ile etkileşim içinde oluşan ve yaşanan sorunlardır. Cinsel sorunlarda çevre faktörünün ve etkileşimin önemini vurguladıktan sonra asıl konumuz olan eşler arası sorunlara dönebiliriz. Bir çift düşünelim; erkek ya da kadında şu veya bu düzeyde herhangi bir cinsel sorun olsun. Bu cinsel sorun yalnızca sorunlu eşle görüşülerek anlaşılabilir ya da tedavi edilebilir mi? Elbette hayır. Sorun her ne kadar yalnızca bir eşe aitmiş gibi görünse de aslında eşler arası etkileşim içinde ortaya çıkmakta ve yaşanmaktadır. Dolayısıyla sorunun anlaşılması ve çözümlenmesi için eşlerle birlikte görüşülmesi ve eşler arası etkileşimin doğasının ortaya konması gerekir.
Şimdi eşler arası ilişkiden kaynaklanan cinsel sorunlara biraz daha yakından bakmaya çalışalım. Eşler arası ilişkiler bazen cinselliği tahrip eder niteliktedir. Bu neden böyle olmakta ya da eşler bu duruma neden düşmektedir. Burada cinselliği olumsuz etkileyen özellikle iki duygudan bahsetmek gerekir. Bunlardan biri öfke diğeri de reddedilme ya da terk edilme korkusudur. Aslında çoğu zaman bu iki duygu birbiriyle ilişkilidir. Eşler genellikle bu duyguların cinselliği ne kadar kötüleştirdiğinin farkında değildirler.
Yukarıda söylenenlerden de çıkartılabileceği gibi sağlıklı ve doyurucu bir cinsellik için eşler arasında müşfik ve güvene dayalı bir ilişki şarttır. Güven özellikle kadınlar için çok daha önemlidir. Kadınlarda genellikle bağımlılığa bir eğilim vardır. Kadında güven duygusunun oluşması için eşler arasındaki ilişki kadının bu bağımlılık ihtiyacını karşılar nitelikte olmalıdır.
Güven duygusu eşlerin çocukluk dönemindeki anne baba etkileşimleriyle de yakından ilişkilidir. Anne ve babası sürekli kavga eden ya da ayrılan bir çocuğu düşünelim. Bu çocuk ister kız isterse erkek olsun erişkinlik döneminde karşı cinsle güvene dayalı bir ilişki kurması güçtür. Özellikle bu tür sorunlar kadınlar için daha da önemlidir. Çatışmalı bir aile içinden gelen bir kadında en küçük bir olay ondaki güvensizlik duygularını açığa çıkaracaktır. Güven duygusunun kadınlarda cinsel doyum kapasitesini belirleyen en önemli faktör olduğunu hesaba kattığımızda bu sorunun önemi de kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyen bir diğer eşler arası sorun da güç-iktidar çatışmasıdır. Eşlerin birbiri üzerinde iktidar kurma ve yönlendirme çabaları çok sık karşılaşılan bir durumdur. Güç çatışmaları çoğu zaman eşlerde yoğun bir öfke duygusunu açığa çıkarır. Eşler ilişkinin başlangıcında daha kontrollü olduklarından bu tür çatışmalar zamanla su yüzüne çıkar. Güç mücadelesi bir çiftin ilişkisindeki en önemli unsur olduğu zaman yaşamın diğer yönleri önemsizleşir. Öyle ki örneğin bir erkek için eşi üzerinde hakimiyet kurmak sosyal hayatta başarı ya da iyi bir cinsel ilişkiden daha önemli hale gelebilir. İşin kötü tarafı çift bu tür duygularının sıklıkla bilincinde değildir.
Güven tesis edilemediği ya da bir güç mücadelesi yapıldığı zaman söz konusu olan gerçek ilişki değil bir sağırlar diyaloğudur. Böyle bir ilişkide eşler isteklerini ifade etmekte cesaretsizdirler. İsteklerini dile getirseler bile karşı tarafca işitilmezler.Eşler birbirlerini sabote etmek için sürekli teyakkuz halindedir. Olumsuzluklar birbirini besleyerek süregider.
Olumsuz etkileşimlerden doğan bu tür sorunların çözümü ancak uygun bir terapi ortamında mümkün olabilir. Daha önce de değinildiği gibi bu tür durumlarda yalnızca bir eşle yapılan görüşmeler sonuçsuz kalır. Her iki eşin de terapi sürecinde, daha önceden farkında olmadıkları ve cinselliği tahrip eden olumsuz duygularının bilincine varabilmeleri gerekir. Kısacası cinsel sorunlar eşler arası olumsuz etkileşimlerden kaynaklandığı zaman çözüme ancak ilişkinin düzeltilmesiyle ulaşılabilir.
Prof. Dr. Hayrettin Kara
Yıllarca beraber yaşayacağınız hayat arkadaşınızla sağlıklı ve mutlu olmak için seks şart!
Ömür boyu sürecek sağlıklı bir evlilikte cinsel hayatın büyük rol oynadığını belirten uzmanlar, karşılıklı ilişkinin emek istediğine dikkat çekiyor.
Cinsel uyumu korumanın püf noktalarını ve sağlıklı bir evlilik için çiftlere düşen görevleri Memorial Hastanesi’nden Uzman Psikolog Aslıhan Tokgöz anlattı. Cinsel ilişkinin, devam eden sağlıklı bir evliliğin en önemli bölümünü oluşturduğunu kaydeden Aslıhan Tokgöz, “Karşılıklı olarak tatmin edici bir cinsel ilişki kendiliğinden otomatik bir şekilde olmaz. Emek ister. Kişiliğin diğer özellikleri gibi her bir eşin cinselliği de kişiye özgüdür. Her bir eş cinselliğe yaklaşırken diğer eşe saygılı ve anlayışlı olmalıdır. Cinsellik ve evliliğin diğer bölümleri birbiriyle ilişkilidir ve birbirini etkileyebilir. Örneğin parasal konulardaki sıkıntılar veya çatışmalar cinsel arzuların azalmasına sebep olabilir” dedi.
Uzman psikolog Tokgöz’ün, sağlıklı bir cinsel hayat için tavsiyeleri şöyle:
“Kişisel inançlara saygı gösterin: Cinsellikle ilgili olarak her bir eşin kendisine göre neyin “doğru” neyin “yanlış” olduğu konusunda farklı görüşleri vardır. Gerçek yaşamda, iki eşin arasında yaşadığı cinsel ilişkide “doğrular” ve “yanlışlar” yoktur. Ancak her bir eşin kabul edilebilir veya kabul edilemez davranışlar konusunda inançları vardır. Kişisel inançlara anlayışla yaklaşılması ve saygı gösterilmesi gerekir, ancak bu çerçevede ortak bir yol bulunabilir.
Yeniliklere açık olun: Her iki eşin karşılıklı anlaşması üzerine, cinselliği rutin ve sıkıcı olmaktan kurtarmak için çaba sarf etmek gerekir. Bu anlamda cinselliğinize yenilikler katmak iyi bir fikir olabilir.
Filmlerdeki evliliğin etkisi altında kalmayın: Mümkünse filmlerde veya pembe dizilerde sunulan cinsellikten çok fazla etkilenmemeye çalışın. Sadece siz ve eşiniz cinsel ilişkiniz için en tatmin edici ve kabul edilebilir olanı bilebilirsiniz ve seçersiniz. Kendi cinselliğinizi, cinsellikle ilgili başkalarının “normal” saydığı filmlerde size sunulan “sorunsuz” ya da “ideal” kalıplara uydurmaya çalışmayın.
Eşinizi tanımaya çalışın: Kadınlık ve erkeklilik bir bilinmezliktir; bu bilinmezlikle ilgili bir şeyler öğrenmeye açık olun ve birbirinize bu konuda yardımcı olun.
Cinselliği bir silah olarak kullanmayın: Bazı çiftler, evlilikteki diğer sorunları çözmek için cinselliği bir silah gibi kullanırlar ki bu yöntem sorunların daha karmaşık bir hal almasına, büyümesine ve cinsel problemlerin oluşmasına sebep olur.
Eşinizle konuşun: Evlilikteki diğer sorunlarda olduğu gibi tatmin edici sağlıklı bir cinsel ilişki de karşılıklı komünikasyona bağlıdır. İlişkinizde karşılaştığınız sorunları bekletmeden ertelemeden çözmeye çalışın ki dönüşümlü olarak cinsel ilişkinizi de etkilemesin. İçinizde sizi kurcalayan sorunlar olduğu sürece romantik olmak çok zordur. Eşinizle konuşmaktan korkmayın. Sevdiklerinizi, sevmedikleriniz, isteklerinizi, duygularınız eşinizle paylaşın. Paylaşın ve birlikte öğrenin.”
Anneyizbiz
İlk akşam çiftlerin hayatını kabusa çeviren bu hastalık oldukça yaygın…
Evliliklerin arttığı yaz aylarında, cinsel ilişkiye girememe hastalığı (CİG) hakkında Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği-CİSED bir basın açıklaması yaptı.
Bilgi ve iletişim çağını yaşadığımız bu zamanda hala böyle bir hastalık var mı, demeyin. İlk gece başlayan ve çiftlerin hayatını bir kabusa çeviren CİG hastalığı oldukça yaygın görülen bir hastalık. İlk gece yaşayacaklarıyla ilgili abartılı korkuları ve beklentileri olan çiftler ile sağdıçlık kurumu arasındaki bağı anlatan basın açıklamasından çarpıcı başlıklar: Cinsel ilişkiye girememe hastalığı (CİG) nedir? Cinsel ilişkiye girmede zorlanan çiftlerin her geçen gün arttığına dikkat çeken CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; “Cinsel ilişkiye girememe hastalığı yani CİG yeni evli çiftlerde sık rastlanan sorunlardan biridir. Evliliğin ilk günlerinde cinsel birleşmeyi başaramama olarak tanımlanan CİG hastalığının temelinde genellikle abartılı ve yanlış beklentiler, başaramama korkusu (performans anksiyetesi), cinsel bilgisizlik, cinsel mitler, tecrübesizlik, yanlış örf ve adetler yatmaktadır. CİG erkeklerde görülürse adına bağlanma (penisin sertliğini sağlayamama ve ilişkiye girmeyi imkansız kılan ileri derecede erken boşalma), kadınlarda görülürse adına vajinismus (cinsel ilişkiye girmekten korkma), çiftin bilgisizliğine ve tecrübesizliğine bağlı ise ilk gece sendromu denir. Kapıda kanlı çarşaf bekleyen aile büyüklerinin yarattığı baskı çifti sınavdaki gibi başaramama kaygısına sokmaktadır.” dedi.
Evlilikleri bitiren kasılma: Vajinismus
Vajinismusun genellikle kadınların bilinçdışına yerleştirdikleri ilk gece korkusunun bir mahsulü olduğuna dikkat çeken CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; “Yeni evli çiftlerde en sık rastlanan sorunlardan biri, evliliğin ilk günlerinde cinsel birleşmeyi başaramamadır. Kadınlarda cinsel ilişkiye müsaade etmeyecek kadar yineleyici ve sürekli olarak vajina kaslarında ve tüm vücutta istem dışı kasılma ve cinsel ilişkiyi ret etmeyle giden vajinismus hastalığı; sadece kadın cinselliğini etkilemekle kalmayıp, evliliği de temelden sarsmaktadır. Yani ülkemizde her 10 kadından birinde görülen vajinismus; zamanla hayatın günlük koşuşturmaları arasında git gide daha az konuşulur, daha az paylaşılır bir hale geldiği için, hem kadını ve evlilik ilişkisini yıpratarak evlilikleri bitirir, hem de çiftin toplumdaki görevlerini aksatmalarına yol açarak toplum sağlığını da olumsuz etkiler.” dedi.
Sağdıçlık kurumunun içini boşalttık
Ülkemizde sağdıçlık kurumunun yavaş yavaş ortadan katlığını söyleyen CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; “Sağdıçlık kurumunun içini boşalttığımızdan beri; CİG hastalığından şikayetçi olan çiftlerin sayısında hızlı bir artış söz konusudur. Bu çiftler ön sevişmeyi çok iyi başarsalar bile, tam bir cinsel birleşme gerçekleştiremezler.” dedi.
İlk gece halka yanlış anlatılıyor
Kızlık zarının ve ilk gecenin, halka yanlış anlatılan ve insanları yanlış beklentilere itilen bir konu haline getirildiğini vurgulayan CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; “CİSED olarak yaptığımız çalışmalarda kızlık zarının, yırtılmayacağına, delinmeyeceğine, patlamayacağına, kanamayacağına, açılırken ağrı yapmayacağına veya acımayacağına dair bir beklenti oluşturduğumuzda bunun gerçekleştiğine tanık olduk. Toplum olarak bizler kızlık zarının kanayacağına inandığımız ve kendimizi kan görmeye şartlandırıldığımız için bu gerçekleşiyor. Gerçekte ilk gece normal bir kızlık zarı, normal şartlar altında delinmez, patlamaz, yırtılmaz, ilişkide ağrı ve acı yapmaz. Sadece hafif bir açılma olur, buda çift tarafından hissedilmez.” diye konuştu. Dr. Keçe, özellikle genç kızların kabusu haline gelen ilk gecede çiftlerin ve ailelerinin kızlık zarının kanamasını beklemesinin gelin ve damat üzerinde korkunç bir baskı meydana getirdiğinin altını çizdi. Bu gerginliğe birde düğün öncesi ve sonrası gerilimlerinde eklenmesiyle çiftin gerdek odasına oldukça gergin bir halde girdiğini anlatan Dr. Keçe, bu psikolojik baskı ortamı içerisinde ideal cinsel ilişki şartlarının oluşmadığını ve bunun sonucunda da geline büyük acılar yaşatan kanamaların ortaya çıkabileceğine dikkat çekti. CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; şöyle devam etti: “Evlenmeden önce gelin ve damadın gerginlikleri yavaş yavaş artmaya başlar. Senin annem şunu istedi, benim babam şöyle dedi, takılar, hangi evde oturulacağı gibi tartışmalar gelin ve damadı gerginleştirir. Bu gerginlik düğün gününe sirayet eder. Düğün günü herkes normal giyinmişken gelin ve damat farklı kıyafetler içindedir. Herkesin gözü gelin ve damadın üzerindedir. Normal hayatta bile her zaman yaptığımız işi yaparken bütün insanlar bize baksa tedirgin oluruz. Düğünlerde, kavga gibi olay çıkarmak bizim millet olarak en kötü alışkanlıklarımızdandır. Bu gerginlikler arasında gelin ve damat gerdeğe girer. Bu kez yatak odasına girdikleri andan itibaren farklı bir gerilim başlar. Kapıda kan görme beklentisiyle nöbet tutanlar vardır. Kız tarafı kızının sağlam olup olmadığını kontrol etmek için bekler, çünkü bu namus meselesi olarak algılanır. Erkek tarafı da oğlunun bu işi yapıp yapmadığını görmek için kapıda bekler, yanlış bir şekilde kan damadın erkekliğin ispatıdır. Dışarıdaki bu gerginlik içeriye yansır. İçeride ise cinsel bilgi almamış, sağdıçlık kurumun ortadan kaldırıldığı bir ülkede ne yapacağını bilemeyen çift iyice gerilmiştir. Erkek hep şunu düşünür, ‘ya sertleşmezse’, ‘ya ben vajina içine girmeden inerse’ diye. Bu erkeklerin en büyük ve dayanılmaz korkularından biridir. Erkeğin bütün düşünceleri penisindedir. O an karısının duygularını veya endişelerini anlayacak durumda değildir. Çünkü dışarıda bekleyenlere karşı kendini ispat etmek zorunda hisseder. Bu nedenle erkek, karısı tam olarak hazırlanmadan, onun duygularını okşamadan, uzun bir ön sevişme yapmadan direkt ilişkiye girer. Bu arada erkeğin kafasında, ‘biraz sonra sevdiğim kadının canı yanacak, kan gelecek’ düşüncesi de vardır. Hiç bir erkek sevdiği kadına bunu yaparken rahat olamaz. Kadın ise biraz sonra bir şeyler yaşayacak ve bunun sonucunda bir tarafı yırtılacak, delinecek, kanayacak, canı yanacak diye korkar. Çok ilginçtir gelin bir taraftan da ‘ya kanamazsa’ diye endişelenir. Çünkü kan olmadığı zaman da en iyi ihtimalle doktora götürülecek, aşağılanacak, dövülecek, belki töre gereği öldürülecektir. Kadının durumuna bakar mısınız? Kanasa bir dert, kanamasa ayrı bir dert. Bu şartlarda kadının, kendini rahat bırakmasını, haz almasını, yeterince ıslanmasını bekleyebilir miyiz? Tabi ki hayır. Kadın kendini ne kadar kasarsa, ne kadar çok kuruluğu olursa, erkek ne kadar çok acele ederse, kanama, ağrı ve acı o kadar artar. Ve sanki bu kadermiş gibi algılandığında da toplumsal bir beklenti haline gelir. Bu yanlış beklentilerden çifti koruyacak bilgiler sağdıçlar tarafından eskiden verilirdi, şimdi bilgisizce ilk gece yaşanmaktadır, bu da cinsel sorunlara yol açmaktadır.” dedi.
Sağdıçlık kurumunun yerine yeni ve modern kurumlar tahsis etmek zorundayız
İlk gece rahat ve huzurlu olan, yeterli ön sevişme yapan, kasılma ve gerginlik yaşamadan birlikte olan çiftlerin de nadir olarak var olduğunun altını çizen CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; “Bazı çiftler ilk gece rahat oluyorlar, kanama ve ağrı gibi sorunlar yaşamıyorlar. Ancak bu kez de, erkeğin kafasında ‘acaba bu kız daha önce başka biriyle ilişkiye mi girdi?’ diye bir korku meydana geliyor ve eşini doktora götürüyor. Çünkü normalde olması gereken bu duruma alışık olmayan veya beklemeyen çiftin kafası karışabiliyor. İşte bütün bu meseleler sağdıçlık kurumunun önemini bizlere göstermektedir. Sağdıçlık kurumunun yerine yeni ve modern kurumları tahsis etmek zorundayız. Bu amaçla Ergenlik Öncesi Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik Eğitimi, Evlilik Öncesi Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik Eğitimi ve Anne Baba ve Eş Eğitimi verecek kurumlara acilen ülke olarak ihtiyaç duymaktayız.” ifadesini kullandı.
Vajinismus tedavi kitabı: “Vajinismus’un Üstesinden Gelmek”
Vajinismus’un Üstesinden Gelmek adlı kitabının alanında ilk ve mutlaka okunması gereken bir başyapıt olduğunu söyleyen CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; “Vajinismus’un Üstesinden Gelmek; başta vajinismus sorununu yaşayan çiftler, vajinismus olmaktan endişe duyan genç kızlar, çocuklarının vajinismus olmaması için neler yapılması gerektiğini öğrenmek isteyen ebeveynler olmak üzere; cinsel terapistlere, cinsel danışmanlara, medya mensuplarına ve konuyla ilgilenen herkese sesleniyor. Vajinismus’un Üstesinden Gelmek; hastalar için oku ve iyileş; cinsel terapistler, hekimler, psikologlar ve psikolojik danışmanlar için oku ve iyi et; anne ve babalar için oku ve çocuğunu vajinismustan koru; genç kızlarımız için oku ve vajinismus olma; medya mensupları içinse oku ve vajinismus hakkında doğru bilgilendir mantığı hazırlanmış bir başvuru kaynağıdır. Cinsel Terapide Dr. Keçe Modeli’ne göre tedavi yaklaşımlarını anlatan Vajinismus’un Üstesinden Gelmek; vajinismus sorunu yaşayan kadınların eşleriyle birlikte sorunun üstesinden nasıl gelebileceklerine odaklanmış bir rehber kitaptır, büyük bir bilgelikle ve empatiyle yazılmış bir başucu eseridir, herkesin anlayabileceği bir üslupta yazılmış bir cinsel tedavi kitabıdır. Özellikle normal yapıdaki kızlık zarı ideal şartlar altında ilk cinsel ilişki deneyiminde ve sonrasında; kanamaz, yırtılmaz, delinmez, patlamaz, ağrı ve acı yapmaz iddiasının işe yararlılığını kanıtlayan tavsiyeler ve vaka örnekleriyle doludur.” dedi.
Bir başvuru kitabı: “Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı”
Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı adlı kitabın alanında ilk ve mutlaka okunması gereken bir başyapıt olduğunu söyleyen CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; “Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı; başta erken boşalma sorununu yaşayan erkekler, erken boşalmaktan endişe duyan genç erkekler, çocuklarının erken boşalmaması için neler yapılması gerektiğini öğrenmek isteyen ebeveynler olmak üzere; cinsel terapistlere, cinsel danışmanlara, medya mensuplarına ve konuyla ilgilenen herkese sesleniyor. Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı; hastalar için oku ve cinsel sorunlarını anla, erken boşalmanı kontrol et; cinsel terapistler, hekimler, psikologlar ve psikolojik danışmanlar için oku ve iyi et; anne ve babalar için oku ve çocuğunu cinsel hastalıklardan koru; gençlerimiz için oku ve cinsel sorun yaşama; medya mensupları içinse oku ve cinsel sorunlar hakkında doğru bilgilendir mantığı hazırlanmış bir başvuru kaynağıdır. Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı; erken boşalma sorunu yaşayan erkeklerin kendi kendilerine veya eşleriyle birlikte sorunun üstesinden nasıl gelebileceklerine odaklanmış bir rehber kitaptır, büyük bir bilgelikle ve empatiyle yazılmış bir başucu eseridir, herkesin anlayabileceği bir üslupta yazılmış bir cinsel tedavi kitabıdır. Özellikle boşalma refleksi üzerinde denetim kazanmayı hedefleyen erkeklerin evde yapabilecekleri egzersizlerin işe yararlılığını kanıtlayan tavsiyeler ve vaka örnekleriyle doludur’ dedi.
Psk. Dan. Dr. Cem KEÇE
Yatak odanız da aşk ve cinsellik sizi bekliyor…
Yatak odanız sığınağınızdır. Bu yüzden bir yandan kendinizi seksi hissetmenizi sağlarken, diğer yandan kafanızı dinlemek istediğinizde sizi rahatlatacak şekilde düzenlenmiş olmalı.
Zengin antioksidanlara sahip olan siyah çikolata, endorfin salgılamanızı ve orgazmdan sonra oluşan o mutlu halinizin uzun süre devam etmesini sağlar. Bu nedenle seksten sonra kendinize vereceğiniz en iyi ödüldür. Baş ucunuzda mutlaka bir paket bulundurun.
Çarşaflarınıza düzenli olarak lavanta kokusu sıkın. Uzmanlara göre, lavanta kokusu sakinleştirici ve rahatlatıcı özelliğe sahip. Böyle kokan bir yatağa girmek günün stresini üzerinizden atmanızı sağlayacak. Elbette erkek arkadaşınızın bu kokudan hoşlanıp hoşlanmadığını sormayı sakın unutmayın!
Yatağınızın veya koltuğunuzun üzerinde her zaman bir battaniye bulundurun. Bu, hem odaya sıcak bir hava katar hem de üşüyen omuzlarınızı ısıtarak sizi rahatlatır.
Yapılan bir araştırmaya göre, vücudunuz yumuşak bir materyale değdiğinde, beyniniz mutluluk artıncı dopamin hormonunu salgılıyor. Bu deneyimi yaşamak için, bulabildiğiniz en canlı renklerdeki (san, turuncu ve kırmızı gibi) battaniyeyi satın alın. Araştırmalara göre, bu renk tonları kan akışınızı hızlandırıp tahrik olmanızı da sağlayabiliyor.
Dolabınızdaki eşyalarınızın ve yapmanız gereken rutin işlerin (fatura ödemeleri gibi) üst üste yığılmasına izin vermeyin. Evinizde bu türden bir karışıklık olması ve sürekli olarak gecikmişlik hissi yaşamanız üzerinizde gerginlik yaratır ve bu gerginlik bir süre sonra seks hayatınızı olumsuz yönde etkilemeye başlayabilir.
Yalnız olduğunuz gecelerde, ışığı kapatın, yatağa girin ve uykuya dalmadan önce erkek arkadaşınızı arayın. Konuşurken sesine odaklanın. Farklı kelimelerde ses tonunun nasıl değiştiğini, konuşma nızmıj/e sesini duyduğunuzda ne hissettiğinizi düşünün.
Source: LeydiTürk
Cinsellik için en uygun ortam nasıl oluşturulur. Cinsel hayatınıza renk verin. Bu ortamı yaratmayı nelerin olması ve nelerin olmaması konusunda uzman tv’ye konuşan Cinsel İşlev Bozuklukları Uzmanı Prof. Dr. Doğan Şahin anlatıyor…